Mayıs ayından beri sayfamın baş köşesini Türkân Saylan'a bırakmıştım. Gelen giden dostlarım için yeni bir sayfa açayım artık diye düşündüm. Ama birşeyler yazmaya pek niyetim yok, isteğim de yok çünki...
Sadece beni unutmayan, gelip hatırımı soran, selam ve sevgilerini bırakan çok özel arkadaşlarım için, yüreğimin derinlerinden sıcacık duygularımı yansıtmak istiyorum sevgili arkadaşlarıma. İyi ki varsınız... Sevgili dostlarıma sevgilerimi nasıl yansıtabilirim? Tabi ki fotoğraflarımla. Haziran ayındaki Karadeniz gezimizden fotoğraflarımla. Aşağıdaki fotoğraflar sırasıyla: Artvin Borçka-Karagöl, Ayder, Çamlıhemşin tarafları ve son olarak Zilkale... Karadeniz cennetine buyurun... Sevgilerimle...
İstanbul'da yaşayan kaç kişinin bilgisi vardır bu konuda bilmiyorum. Ama İstanbul'da bir "Arboretum" (canlı ağaç müzesi) var. Üstelik de Atatürk'ün adı verilen bir Arboretum. Kemerburgaz sınırları içinde. Doğaya meraklı olanlar için, gezmekten zevk alınacak bir yer. Yalnız hafta içi giriş serbest olmasına karşın, hafta sonları sadece üyeler ve randevu alan gruplar girebiliyormuş. Eşimin izinli olduğu bir hafta içi, çok görmek istediğim bu yere gitmeye karar verdik. Arboretum'un önünden geçen yol kenarına çakıllar konulmuş, ziyaretçilerin arabalarını park etmeleri için. İçeri araçla girilmiyor. Tabi ben bir kamera ve küçük fotoğraf makinemi kapıp, daldım içeri heyecanla. Beğendiğim her yeri görüntülemeye çalıştım. Buraya hepsini aktaramam tabi, ama sırayla birkaç fotoğrafla, gezimizi sizlere de aktarmaya çalışacağım. Canlı ağaç ve bitki müzesinde yüzlerce çeşit bitki ve ağaç var. Bunların önlerine küçük levhalar konulmuş, isimlerini oradan öğreniyoruz. Arboretum içinde 2 de gölet var. Bu küçük olanı. İçlerinde bir kaç ördek de vardı. Etrafta bol miktarda köpek gördüm. Ama hiç kedi göremedim. :(( Suyun, yeşilliğin ve hayvanların olduğu böylesi yerlere bayılıyorum. :)) Bu alandaki gölet büyük olanı. En güzel görüntüler de buradaydı... Ben kendi makinamla fotoğraf çekerken, kızım da diğer kamerayla etrafı görüntülüyordu. Eee, malûm, armut dibine düşermiş, değil mi? O da beni çekti. Kış mevsiminde olduğumuz için, yaprak döken ağaçlar kupkuru görünüşteydiler elbette. Bu halde bile burası bu kadar güzelken, baharda ve yazın kimbilir nasıl güzel oluyordur? Bu göletin çevresini kızımla beraber dolaştık, her tarafından fotoğraflar çektik. Dijital makinalar büyük kolaylık, çektiğinizi anında görüyor, beğenmediğinizi hemen siliyorsunuz. Film banyo ve baskı derdi de yok... Vee kapıya doğru çıkış yoluböyle görünüyordu... Kapıdan çıkıp, arabamızın yanına gittiğimizde ise ne gördük dersiniz? Evet, görüldüğü gibi, arabamızın sağ arka camı, kimliği meçhul kişilerce tuzla buz olacak biçimde kırılmış, kızımın arka kanepede bıraktığı keten çantası çalınmıştı. Allah'tan içinde çok değerli şeyleri yoktu. Yarı yıl tatilinde büyük hevesle ve merakla okuduğu seri kitabın 2.si ve MP4'ünün 3 ayaklı hoparlorü vardı. Çok üzüldük yine de... :(( Bu güzel günün böyle bitmiş olmasına üzüldük en çok da. Jandarma geldi, zabıt tuttu. Daha önce de olmuş burada bu olaylar. Ama güvenlikçiler uyarmadı hiç bizi. İş işten geçtikten sonra "Vah vah vah" larla geçiştirdiler. Kıssadan Hisse: Siz siz olun, arabalarda görünür yerde çanta bırakmayın... Nerede olursa olsun. :((
ATATÜRK ARBORETUMU
Orman Fakültesi karşısı, Kemerburgaz Asfaltı üzeri, Bahçeköy , Sarıyer t (0212) 226 19 29 web sitesi Statüsü : Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlıdır. Açılış Kapanış : Nisan - Ekim: 08:30 - 20:00 Ekim - Nisan: 08:30 - 17:00 Gruplar en az 15 kişi olmak kaydıyla ve randevu alarak, ücretli gezebilirler. Hafta sonu ücretli serbest giriş kartı olan kişiler gezebilir. Giriş kartı idare tarafından 1 yıl geçerli olmak üzere verilir.Belgrad Ormanı'nda, Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü'ne bağlı Orman İşletme Şefliği'dir. Arboretumun kelime anlamı canlı bitki müzesi olup, burada iklim koşullarının elverdiği ölçüde dünyanın pek çok yerinde yetiştirilen bitki türleri görülebilir.
Barış Manço'nun 10. ölüm yıldönümü nedeniyle, 3 ŞUBAT salı günü bir etkinlik düzenlendi. İDO'nun tahsis ettiği "BARIŞ MANÇO" vapuru, Moda iskelesinden kalktı, Kanlıca'ya "Barış'severleri" taşıdı. Ben de vapurdaydım, eşimle birlikte. Şimdi bu güzel anma gezisini, benim kameramla sizler de burada göreceksiniz. Moda iskelesi ve BARIŞ MANÇO vapuru... Sabah hava puslu ve biraz yağmurluydu o sabah, ama katılım yoğundu doğrusu... Vapurda Barış Manço'nun sesinden kendi şarkılarını dinledik, hep bir ağızdan eşlik ettik şarkılara. Oğlu Doğukan ve eşi Lale hanım bu güzel organizasyonun baş köşesindeydiler. Kurtalan ekspres de yine Barış şarkılarıyla katıldı bu anlamlı geziye... Katılanlar arasında Yonca Evcimik de vardı.... Her zamanki tatlılığı ve güzelliğiyle. Kamerama böyle gülümsedi. Martılara simitler attık, onlar da hep peşimizdeydiler.O kadar çok martı vardı ki çevremizde, bir sürü fotoğraflarını çektim... Bu arada boğazın güzel kıyılarını ve yalılarını da görüntüledim elbette... Bu fotoğrafı 2. köprü, yani Fatih Sultan Mehmet köprüsünün altından geçerken çektim... Boğaz o kadar harika güzelliklerle dolu ki, defalarca da görsem, yine de hayranlık duyuyor, seyretmeye doyamıyorum... Kanlıca'da vapurdan indikten sonra 3 belediye otobüsü yolcuları bekliyordu ama, o kalabalığa 3 otobüs yetmezdi elbette. Biz otobüsün birine, tıkış tıkış girip yukarı çıktık, ama kalanlar ne yaptı bilmiyorum. Barış Manço'nun mezarının başına yaklaşabilmek mümkün değildi doğrusu. Ben başka boş bir mezarın üstünden, ancak bu kadar görebildim ve dua ettim. Dönüşte otobüse binmek yerine, kestirme olan yoldan aşağıya yürüyerek indik... İşte o iniş yolu... Yoldan inerken yine çok güzel evler vardı. İşte onlardan biri, görüntülemeden geçemezdim tabi ki...
Burası Kanlıca meydanı. Vapurumuz bizi bekliyor... Kanlıca'nın muhteşem güzel kedileri... Kendilerine simit atan ziyaretçilerine böyle, hep birlikte poz verdiler... Hepsi çok güzeldiler...
Kanlıca, İstanbul'un en güzel semtlerinden biri. Burası da iskelesi...
Ve bendeniz, vapura binmeden önce...
Vapurumuz dönüşte Kadıköy'de inecekleri bıraktıktan sonra, iskeleden ayrılırken, inenler tarafından böyle el sallanarak uğurlandı, Moda'ya doğru. Vee tekrar Moda iskelesi. Yolculuğumuz sona erdi...
Vapurdan indikten sonra eve dönerken, Barış Manço'nun evinin önünden geçtik. Evinin kapısına ölümünden sonra kabartma heykeli yaptırılmış... Sevgili Barış Manço için yaptığımız 10. yıl anma gezisi bu şekilde geçti işte. Çok güzeldi. Bu organizasyonu planlayan ve emeği geçen herkese ve de vapuru tahsis eden İDO'ya çok teşekkürler...
Yeni yıl'a giriş nedeniyle İstanbul'un en önemli merkezi sayılan Taksim ve İstiklal Caddesi (Beyoğlu) her zaman ışıklarla süslenir. Kızım da yılbaşından önce oralara gidip gezmek istedi. Ama yılbaşından önce gitmek kısmet olmadı bir türlü. Biz de ailecek yeni yılın ilk günü oraları dolaşmaya karar verdik. Tabi biliyorsunuz, ben gezerken fotoğraf çekmeden duramıyorum artık. Bu kez de Taksim'e giderken yolda ve Taksim'le, Beyoğlu'nda gezerken çektiğim fotoğrafları buraya aktaracağım ki, sizler de benimle gezmiş kadar olun... Yalnız ben o gün 100 fotoğraf çekmişim, buraya hepsini aktarmam mümkün değil, nasıl seçeceğim bilmiyorum. Başlayalım bakalım. İlk çekimlerime Boğaziçi Köprüsünden geçerken başladım... Buyrun gezimize... Yalnız köprüde durup da fotoğraf çekmek mümkün olmadığı için, araba giderken de ancak bu kadar çekebildim... İşte karşınızda Kuleli Askeri Lisesi... Bu kadar yakınlaştırabildim... Aşağısı Ortaköy... Arada yine geçtiğimiz yerlerin fotoğrafları var ama, buraya yükleme kapasitesi yetersiz olduğundan atlayarak gidiyorum. Aşağıdaki fotoğraf Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi... Ve de çok ünlü Taksim meydanı burası işte, olayların yaşandığı, İstanbul'un kalbi belki de. Taksim Meydanı, adını eskiden Galata - Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" Taksim Maksemi'nden almıştır. Taksim Cumhuriyet anıtı.. Taksim Meydanı'nın simgesi haline gelen anıt İtalyan heykeltraş Pietro Canonica'ya yaptırılmış, 8 Ağustos 1928'de açılmış olan anıtın kaide ve çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır. Anıtın yapımı 2,5 yıl sürmüş, anıt taş ve bronz kullanılarak yaptırılmıştır. Maliyeti için halktan para toplanmıştır. Cumhuriyet anıtlarında ilk defa figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve yeni düzeni anlatan bir heykeldir. Anıtın bir yüzü Kurtuluş savaşını, diğer yüzü Cumhuriyet Türkiye'sini simgeler...
Ve de Taksim ve İstiklal caddesinin en önemli taşıtı tarihi Tramvay. Taksim'den Tünel'e kadar çalışıyor...
1 Ocak 2009. Yılın ilk günü İstiklal caddesi inanılmaz kalabalıktı. Her zaman, sıklıkla gittiğim bir yer olmadığı için, her zaman böyle mi, yoksa tatil günleri mi böyle kalabalık, çok emin değilim. İstiklal caddesi tarihi binalarıyla ünlü bir cadde. O kadar çok eski mimariye sahip bina var ve hepsi de o kadar güzeldi ki. Ben bugüne kadar gezmelerimde, binalara hiç bu kadar dikkat etmediğimi farkettim. Hep aşağılara, mağazalara, vitrinlere bakmışım daha önceleri demek ki. Başımı kaldırıp da yukarılara bakmak pek de aklıma gelmemiş mi nedir?
Burası da o çok ünlü çiçek pasajı'nın bulunduğu bina...
Tabi biz gezmeyi bitirene kadar akşam oldu. Işıklar yandı. Süslemeler ortaya çıktı...
Evet İstanbul'da yılın ilk günü bizim için böyle geçti işte...
Geçen yıl Eylül ayında eşim, kızım, annem ve ben günübirlik bir Bursa gezisi yapmıştık kendi aracımızla. Benim annem, babam Bursa doğumlu. Büyük abim de Bursa'da doğmuş. İkinci abim ise Mudanya'da doğmuş, hem de 23 Nisan'da. Bu gezide anneme anılarını tazeleme fırsatı vermek istemiştik ama Bursa öylesine büyük bir değişim geçirmekte ki, bütün hayalleri altüst oldu, durmak istemedi Bursa'da. Oradan Mudanya'ya geçtik.
Biliyorsunuz Mudanya denince akla hemen "Mudanya Mütarekesi" gelir. İşte burası o mütarekenin imzalandığı "Mütareke Binası". Allta parmaklıkların önündeki de annem...
Aşağıda barışı simgeleyen beyaz güvercin heykeli. Gagasında zeytin dalı var. Bu heykel mütareke binasının tam karşısında...
Mudanya tarihi niteliğini kaybetmeden yenilenmeye çalışılıyor anlaşılan. O güzelim ahşap evler ve konaklar restore edilerek yenilenmiş. Çok da güzel olmuş. Şehir, tarihi kimliğini ve o eski evler de kişiliğini korumuş. Şimdi biraz da çevresini gezelim mütareke binasının. Karşısında park var, parkta ise bir mütareke anıtı. Mütareke binasının arkası denize bakıyor. Çevresindeki sokaklardaki evler ve konaklar hep eski halini koruyarak restore edilmiş, yenilenmişler, sanki yeniden doğmuşlar... Böyle binaların tarihi kimliğini koruyarak restorasyon yapan herkesin ellerine sağlık... Gerçekten bayıldım... Anıt yerine annemi çekmeme şaşırmayın, kendisi de yaşı nedeniyle canlı bir anıt sayılır. Üstelik Atatürk'ün Bursa'ya gelip konuşma yaptığı tarihte, onu dinleyen öğrenciler arasında annem de varmış. Onun o mavi gözlerini halâ unutamaz, anlatır.... Bu harika restorasyonlar, Mudanya'yı çok güzelleştirmiş, yenilemiş adeta, ama tarihi kimliğini korumuş evler çok güzeldi bence...
Burası da Mudanya'nın denizde sona eren sokaklarından biri. Mütareke binasının arka tarafı, denizin bu yönüne bakıyor. Annem o sırada denize bakarken, abimin küçükken bu denize girdiğini ve o gün dalgalar arasında az daha boğulmak üzereyken zor kurtarıldığını anlatıyordu... Sanırım Mudanya ve Mütareke binası çevresini biraz tanıtmış oldum sizlere. Gitmeyenler biraz tanımış olsunlar diye... Yeni gezilerde buluşmak ümidiyle...
Cumartesi günü kısa bir gezinti yaptığımız Beykoz, Yalıköy sahilindeki bir çay bahçesinde oturup çay içtik eşimle. Hava benim için çok güzeldi. Ben genellikle çok üşüyen bir insanım. Hele de kış psikolojisi mi desek nedir, hava güzel olsa bile kış aylarında dışarıda esen rüzgarda üşürüm ben. Ama cumartesi günü hiç rüzgâr yoktu, bu da havayı benim için dışarıda oturulabilir bir hale getiriyordu. Beykoz sahili çok güzeldi. Tekneler, sandallar, balıkçılar... Martılar denizin üstünde atılan balıkları kapışıyorlardı. Ben de o anları görüntüledim. Sizlerle paylaşmak için... Buyrun Beykoz sahiline...
İstanbul'u özleyenler veya tanımak isteyenler için yaşadığım şehre ait görüntüleri sayfama aktarmaya devam ediyorum. Çarşamba günü İstanbul'da hava muhteşem güzeldi. Sanki Aralık ayında değildik, bir bahar günüydü... O gün dolaştığım Caddebostan sahilinden ve denizden birkaç görüntü sizlere... Deniz suyunun güzelliğine ve berraklığına dikkat lütfen...
Bugün İstanbul'da puslu, yağmurlu, rüzgarlı ve benim için soğuk bir hava vardı. Ben kedi gibiyimdir, böyle havalarda dışarıda olmayı pek istemem. Islanmaktan ziyade, rüzgardan hoşlanmam, üşütür beni. Ama eşimin halletmesi gereken işleri nedeniyle izinli olmasından faydalandım doğrusu. İşlerini bitirince onu kötü emellerime (!) alet ettim, sahilyoluna götürdüm. :)) Tabi ben rahat durmadım yine, fotoğraf çekme aşkıma karşı gelemeyip, etraftan birkaç görüntü aldım. Ben artık Negatif.Com'a fotoğraf yüklemiyorum. Kendi bloğuma aktarmayı tercih ediyorum şimdilik. Böylece sizlerle de paylaşmış oluyorum... :)) Hava soğuk, rüzgarlı ve yağmurlu olunca sahilyolunda dolaşanlar da çok azdı... Meydan, 1-2 kediyle (diğer kediler de yağmurdan saklanmış belli) kargalara kalmıştı... Martılar ise daha ilerilerde toplanmıştı... Kargalar poz verme konusunda isteksizdi, birşeyler yiyorlardı... Diğerleri kaçtı, ikisini görüntüleyebildim... Sahilyolunda taşların üstünde kediler gibi dolaşmaya bayılırım... :))) Denizi seyretmek, kokusunu koklamak çok rahatlatıyor beni... Tabi çayır, çimen gibi yeşilliklere de hiç dayanamam... Hele ağaçlar... Hayranım onlara. Bunlar da çimenler arasındaki yonca öbekleri... Çok güzeldiler. Üzerlerinde de yağmur damlaları...
Sevgili arkadaşım Antartika'ya söz etmiştim. Diş hekimim Üsküdar'da Türbekapı sokakta. Oraya giderken, otobüsten bir durak önce inip Doğancılar Parkı'na uğramıştım. Park'ta fotoğraflar çekmiştim. Sevgili arkadaşım da görmek istemişti, şimdi o fotoğrafların bir kısmını aktarıyorum buraya... Bu arada benim sayfam da foto-blog oldu galiba ne dersiniz? Bu kedicik diğer kediyi kovalıyordu ben yürürken, ancak öteki onun baktığı yerdeki ağaççığın dalları arasına saklandı, dallarla bir olduğu için görünmüyor. Park kapısından girip aşağı doğru yürürken havuz böyle görünüyor... Havuza doğru yukarıdan akan bir su yolu yapılıp, taşlarla süslenmiş... Aynı su yolunun önden görünüşü... Havuzda, parkın simgesi güvercinlerin bir heykeli var... :)) Ne hikmetse bir de aslan heykeli konmuş, ben bir bağlantı kuramadım ama, neyse... Peyzaj için epey uğraşılmış sanırım, güzel görünüyor çevre... Karşıdan gelen ışık çok güzeldi, bu fotoğrafı çok ilginç buldum sonradan...
Veee, işte heykeli dikilen güvercinlerden biri, bana poz verdi... :))
Siyasi olaylardan çok içim karardı. Biraz konu değiştirelim. Aslında siyaset benim hiç sevmediğim bir olay. Ancak günümüzde o kadar olumsuzluklar arttı ki, hiç ilgimiz olmasa da, olayların içine çaresizce giriyoruz galiba.
Benim tercihimse doğayla başbaşa olmak, doğa güzelliklerini fotoğraflamak. Dağ, tepe, bayır dolaşmak... (Ne yazık ki kızım bu zevkimi paylaşmıyor) Malum, ben Oğlak burcuyum. Dağ keçisi gibi tepelere tırmanmayı, derelere ayaklarımı sokmayı, binbir çeşit bitkiyi tanımayı, çiçekleri koklamayı (asla koparmadan) ve de ağaçlara hayranlıkla bakmayı, aralarında dolaşmayı çok seviyorum.
Size bir Eylül günü yaptığımız geziden fotoğraflar aktarmak istiyorum. Bakalım beğenecek misiniz? O gün böğürtlenler bu durumdaydı... Tabi olmuş olmamış demeden, hepsini toplayıp, bir güzel yedim. Ellerim de her zamanki gibi çizikler içinde kaldı... :)) Bayılırım böğürtlenlere... Çevreyi gezerken acıktık tabi. O civarda (Değirmendere mevkii - Paşamandıra köyü) "kendin pişir kendin ye" tipi kır lokantalarıyla, bol miktarda piknik alanları mevcut. Sadece orada değil tabi, Riva deresi boyunca birçok piknik alanı var. Polonezköyden başlayıp, Cumhuriyet köyünden, taa Riva'ya (Çayağzı) kadar. Nereye girip oturalım diye düşünürken, içgüdülerim beni ruhuma en çok uyan yere götürdü... Bu ufaklık bu harika yerin maskotu, misafirleri o karşılıyor. O gün orada yalnızca biz vardık. Ortancalar arasında uyumakta olan diğer köpek, uykumu niye bozdunuz diye böyle baktı bana... Yalnız onun da çok hazin bir öyküsü varmış... Yine aynı bahçedeki bir sürü kediden biri... O restoran sahiplerini çok sevdim. Kedileri, köpekleri besliyor, bakıyorlardı bahçelerinde... Kediler keyifperest'tir biliyorsunuz, bu da sandalyenin üstünde uyumaya çalışıyordu, sanırım fotoğrafını çekmemden rahatsız oldu biraz... Evet, burası Beykoz sınırları içindeki Riva deresi. Bu kır lokantası da Çiçek Restaurant... Orada epey fotoğraf çektim. Çok güzel bir yerdi. Böyle doğa ve hayvansever, çevreci insanların işlettiği bir mekanı tanıtmaktan büyük mutluluk duyarım... Web siteleri: www.rivacicekrestaurant.com