PAYLAŞIM - Hoşgeldiniz! - Blogcu
Hoşgeldiniz!

Hakkımda

Atatürk'ün izindeyim.



Son Yazılarım

  • YAZIKLAR OLSUN!
  • BIKTINIZ ARTIK DEĞİL Mİ? :)))
  • TÜRKAN SAYLAN...
  • ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN!
  • MERHABA!
  • PRENSES "MELEK" OLDU :((
  • İZİN İSTİYORUM...
  • ATATÜRK ARBORETUMU GEZİSİ...
  • AŞIKLAR İÇİN HER GÜN SEVGİLİLER GÜNÜDÜR...
  • BARIŞ MANÇO'YU ANDIK...


  • Bağlantılarım

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Negatif.Com
    FotoKritik.Com

    Kategoriler


    Arkadaşlarım

    Oyum ben
    antartika
    hasretsenfonileri
    Blogcu Yardım
    muratena
    tdarkness
    prensesimveben
    uzaksevda1941
    aylin toygun
    sehnaz62
    arzu55
    shortstorydunyasi
    kedilerimveben
    misscritic
    hasan güler
    kediperisi
    melekolankedilerimiz
    heartagram
  • ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN!




    Bu e-kart'ı bana çok sevdiğim bir arkadaşım göndermişti.

    Ben de bugün anneler günü kutlamasını, benim için çok özel olan bu kartla yapmak istedim.

    Bütün arkadaşlarımın anneler gününü kutluyor, sevdikleriyle birlikte doyasıya mutluluklar diliyorum.

    Tarih: 01:04, 10/5/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı

    PRENSES "MELEK" OLDU :((


    Canım arkadaşım Müjde'ciğimin biricik kızı, can yoldaşı, PRENSES'i, dün gece itibariyle (4.4.2009) göklere uçtu... "Melek" oldu.
    Bu gece bu haberi aldığımda hasta olduğunu bilmeme rağmen çok ama çok üzüldüm.:((

    Sevgili arkadaşıma Allah'tan sabır diliyorum.Ne desem üzüntüsüne çare olamaz biliyorum, ama acılarının son bulduğunu düşünüp teselli olmasından başka elimizden birşey gelmiyor.

    Müjde'ciğim, canım arkadaşım, acına bütün kalbimle katılıyorum. Başın sağolsun:((

     

    Tarih: 23:42, 5/4/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (13) | Yorum yaz | Bağlantı

    İZİN İSTİYORUM...



    Sevgili arkadaşlarım,

    Bugünlerde müthiş bir gönül yorgunluğu yaşıyorum sanki. Çok keyisizim, isteksizim. Sayfama birşey yazamıyorum. İçimden konuşmak gelmiyor, aynı şekilde yazmak da gelmiyor. Derin bir suskunluk içindeyim.

    Bu suskunluk sırasında sadece fotoğraf çekiyorum. Blogcu'nun fotoğraf kapasitesi sınırlı. Doldurmama az kaldı. Ben de beğendiğim ve sergilemeye değer bulduğum fotoğrafım olursa www.fotokritik.com'a aktarıyorum. (http://www.fotokritik.com/kullanici/Anjelika7) Şimdilik böyle devam etmeyi düşünüyorum.

    Bu akşam birkaç arkadaşımı ziyaret edebildim. İşin ilginç yanı sevgili uzaksevda arkadaşımız da bir veda yazısı yazmış. Aynı şeyi düşünüyor olmama rağmen, onun yazısını okuyunca çok üzüldüm. Ona da bir yorum yazdım ama, görür mü bilmem?

    Uzun lafın kısası, ben şimdilik sizlerden izin istiyorum. Hepinizi çok seviyorum... Sevgiyle kalın.

    Anjelika

    Tarih: 23:12, 3/3/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (24) | Yorum yaz | Bağlantı

    İSTİYORUM...


    Hava ne kadar ilginç bugün İstanbul'da. Sabah yağmur yağıyor, bulutlar içinde gökyüzü... Sonra öğlene doğru pırıl pırıl bir güneş açıyor, sanırsınız ki baharın müjdecisi bir güneş. Oysa ocak ayındayız. Lodos'un da etkisiyle biraz ılınmış ortalık. Şimdiyse bulutlar sardı gökyüzünü, esrarlı bir görüntü var sanki. Hayal dünyası gibi, biraz bu dünyaya dalsam mı acaba? İşi gücü bir yana bırakmak, taaa uzaklara, hayallerimin götürdüğü yere gitmek istiyorum... 



    Penceremin önüne geçiyorum, manzarayı seyretmeye başlıyorum...
    Karşıda, binaların arasından çok fazla olmasa da deniz görünüyor. Onun maviliğini ve zaman zaman da dalgalarını, bu kadar görmek bile mutluluk veriyor bana. Nasılsa bugün tatil günü, kısa bir süre de olsa kendime izin vermek istiyorum...



    Martılar ne güzel uçuşuyor etrafta. Kuşları izlemeyi çok seviyorum, bana özgürlük duygusu veriyorlar. Martılar, kargalar, güvercinler, serçeler... Karşıdaki çatıya konuyorlar, ne kadar güzel canlılar bunlar. Bembeyaz tüylü martı karşıdan bana bakıyor. Çatıda yürüyor. İki karga biraz daha uzağına konuyorlar, martı ters ters onlara bakıyor. Minik serçeler, gagalarında bir yiyeceği kapışmaya çalışıyorlar. Serçeler, martılar gibi değiller, çok hızlı hareketleri var, pııır konuyor, pııır uçuyorlar.
    Kuşlar gibi olmak, aralarına katılmak, gönlümce istediğim yere uçmak, her yeri gezmek, görmek istiyorum. (Aşağıdaki fotoğrafı, leyleklerin İstanbul'la vedalaştığı gün çekmiştim, göçe başlamışlardı.)



    Deniz de sonsuzluk ve özgürlük duygusu veren faktörlerden biri yaşamımda. Denizden uzak kalamıyorum, denizi olmayan bir şehirde içim daralıyor...
    Karşısına geçeyim, kayaların üstünde oturayım, seyredeyim, kokusunu içime çekeyim, rahatlayayım, içim huzurla dolsun istiyorum.
    Bu istek de yetmiyor, deniz kıyısındaki tekne, öylesine vaatlerle bakıyor ki sanki bana... O benim olsun, içine atlayayım, kamarasında yatayım, mavi yolculuklara çıkayım, inanılmaz güzellikteki kıyılarımızı, koylarımızı gezeyim, keşfedeyim istiyorum...



    Sonra, deniz kıyısında dolaştığım zamanlar geliyor aklıma, yaz tatilinde mesela. Kum olsun, çakıl olsun, ayaklarım suyun içinde yürürken, gözlerim hep yerlerde, kumların arasında. Neden mi? Ben çakıl taşı ve midye kabukları toplamayı çok seviyorum... Bu yaşıma gelmişim, halâ vazgeçemiyorum bu alışkanlığımdan. Ah, deniz kıyısında bir evim olsa diyorum, önünde kumsal, çeşit çeşit çakıllar, deniz kabukları dolu olsun, ben de toplayayım, özel bir yer yapayım, en güzellerini bir arada sergileyeyim,
    seyredeyim, onların arasında kaybolayım istiyorum...



    Denizi seviyorum ama, ormanların, ağaçların da hastasıyım. Ağaçların arasında olmak, onları seyretmek, koklamak, gövdelerini okşamak, inanılmaz mutlu ediyor beni. Huzur doluyorum onların o yemyeşil rengiyle... Aralarına girip, yürümek, kimsenin gitmediği derinlerine kadar girmek, yeni keşifler yapmak, hiç görmediğim ağaçları görmek, otları, bitkileri bulmak, toplamak istiyorum. (Sadece altaki fotoğraf alıntıdır.)



    Ne zaman orman içi alanlardan geçsem, içimdeki bir arzu kabarıyor... Hani ormanların içinde, ağaçlar arasında küçük dereler akar... Öyle bir yerde hayal dünyasındaki gibi büyülü duygular veren güzel bir ev... Bahçesinde bir sürü meyva ağacı, bir köpek, tavuklar, horoz, evde bir kedi, tabi hepsi birbiriyle çok iyi geçiniyor... Doğal olarak yetiştirdiğim, sebzelerimi toplamak, meyvelerimi yemek istiyorum...




    Ooof, ben buralara nereden geldim? Uçtum yine, hayal dünyasına fazlaca daldım sanırım... İste, iste nereye kadar? İstemekle oluyor mu herşey? Gerçeğe dönmem gerek, işler beni bekliyor...
    Utanmis

    Aaah ah! Hayaller gerçek olsa...




    Tarih: 14:38, 25/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

    KIZIM (herşeye rağmen) TEŞEKKÜR ALDI... :)))



    Dün karne alma günüydü malûm... Kızım da karnesini aldı. Ben de gittim okuluna. Karneler dağıtılmadan önce tören yapıldı. Müdürümüz bir konuşma yapacaktı, ama bu lise öğrencisi gençleri, belirlenen yerlerdeki sıralarına sokup da, sessiz bir şekilde öğretmenlerini ya da Müdürü dinlemelerini sağlamak, inanılmaz bir sinir harbi gerçekten... Sinirli

    Kaç seferdir okula gidiyorum, törenler yapılırken izledim, inanın benim içim daraldı.
    Üzgün  Bu gençlere ne olmuş böyle, ben anlayamıyorum doğrusu? Kaba tabiriyle, öğretmenleri, idarecileri, daha doğrusu hiç kimseyi takmıyorlar, söylenen hiçbir şeye kulak asmıyorlar, tınmıyorlar bile..  Adam orada yırtınıyor, "oğlum", "kızım" diye, nasıl bir umursamazlık, nasıl bir saygısızlıktır bu, ben çözemedim. Tepki midir, yoksa karakterleri mi böyle, bilemiyorum... Sasirdim

    Sıraya girmiyorlar, konuşanı dinlemiyorlar, kendi aralarında konuşuyorlar. Öğretmen ya da müdür, elinde mikrofon, sürekli sessizliği sağlayıp, konuşmaya çalışıyor, I-ııh, yok mümkün değil. Kıyafet konusunda ise, ne kadar uyarı yapılırsa yapılsın, umurlarında bile değil. Hani bir söz var "İmam bildiğini okur" diye aynen öyle...
    Öfkeli

    Ben kendi öğrencilik günlerimi hatırlıyorum da, değil bu kadar laf işitmek, bir öğretmenim kaşını çatacak diye ödüm patlardı. Ben ne kadar korkakmışım diyorum şimdi... Yoksa eski zamanlar mı böyleydi? Şimdiki öğrenciler mi saygı denen şeyden habersiz? Bunun sebebi neden kaynaklanıyor, öğrencilerden mi, öğretmenlerden mi, aile terbiyesinden mi?
    Utanmis

    Sonuç olarak, sessiz ve sakin, söz dinleyen, kılığıyla, kıyafetiyle uyumlu bir öğrenci olan kızım da dikkat çekiyor.  Sınıfımız 28 kişi, sadece 2 kişi teşekkür alabildi, biri de kızım. 9. ve 10. sınıflarda takdir alabilen yok. Kızımın da notu biraz Coğrafya, biraz İngilizce, biraz da 4 veren beden eğitimi öğretmeni yüzünden takdir alabilecek seviyeye çıkamadı. Neyse, buna da şükür...
    Gülümsüyor  

    Oysa ortaöğretimde kızım hep takdir alan bir öğrenciydi. Ama lisedeki, daha önce yazdığım olumsuzluklar, kızımı epey etkiledi, buna rağmen lise 1'de de takdir ve teşekkür almıştı. Ama bu seneki sözel alanına öğretmenlerin olumsuz bakış açısı onu çok üzdü, çok duygusal olduğu için, fazla etkileniyor olumsuzluklardan, o yüzden artık teşekkür alınca mutlu oluyoruz.

    Ama beni en çok mutlu eden, sınıf öğretmenimiz, Dil ve Anlatım öğretmeni olan Yavuz Tuhtakaya'nın karnesine yazdığı nottu. Böyle bir çocuk yetştirdiğimiz için bizi kutlayan öğretmenimiz, bu jestiyle bizi gerçekten sevindirdi....
    Siritiyor Ben o kadar uyumsuz öğrenciler arasında, ders dinleme ve öğretmenlerinin gözüne çarpabilme başarısını gösteren kızımı kutluyor, sonraki dönemlerde de başarılarının devamını diliyorum... Aferin benim canım kızım... Öpücük





    Tarih: 17:31, 24/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

    :))) MİMLENMEK...



    Sobelenmek diye biliyordum, ama bu kez farklı bir isimle çıktı karşıma... Sevgili Şehnaz (Aysel) arkadaşım beni de "mim"lemiş... :)) En yakınımızdaki kitabı alıp, 161. sayfadaki 5. cümleyi yazacağız...

    Bugünlerde Ann Chamberlin'in SAFİYE SULTAN serisindeki ilk kitabı "Hadım edilmiş bir aşk"ı okuyorum, yakınımda da o vardı. 161. sayfa, 5. cümle şöyle: "Ve sanıyorum başıma bir şey geldiğini düşünüp endişeleniyordur."

    Sevgili arkadaşıma teşekkür ediyorum ve eğer kabul ediyorlarsa ben de arkadaşlarımdan Aylin Toygun ve Miss Critic'i "mim"liyor, yani sobeliyorum.

    Tarih: 17:35, 23/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    ÖĞRETMEN OLMAK??????



    Bu konuya ne zamandır değinmek istiyordum, ancak daha sakin düşünebileceğim, doğru değerlendirme yapabileceğim kadar zaman geçmesini bekledim. Konumuz bazı öğretmenler (!)....

    Öğretmenlik nedir? Buna çok saygı duyduğum, blog sayfalarını zevkle takip ettiğim öğretmen arkadaşlarım, daha doğru cevap vereceklerdir ama ben de bir veli olarak kendi görüşümü açıklamak istiyorum.

    Öğretmenlik benim gözümde çok kutsal bir meslek... Hani bomboş bir sayfayı alır, ister karalama yaparak, ister harika eserler yazarak doldurabilirsiniz ya, işte öğretmenin görevi, bomboş bir sayfa olan çocuklarımızı, ellerinden geldiğince, güçleri yettiğince güzel bir şekilde doldurabilmektir. Ya da bir heykeltraşa da benzetebiliriz. Bir mermerden, harika heykel çıkarabilmek, veya seramik hamurundan eserler yaratabilmek...

    Bu bir sanattır, yaratıcılıktır bir nevi, el emeği, göz nurudur... Gönlünü, yüreğini vermektir öğretmenlik, çünkü başka şekilde, sevmeden katlanılabilecek bir meslek değildir. Sabırdır, özveridir, içtenliktir, sevgidir. Biz 1-2 çocukla zor başedebilirken, onlar sınıflar dolusu öğrencilerini tanımak, onlara kendilerini saydırmak, sevdirmek, sözlerini dinletmek zorundadırlar...

    Kolay başedilebilecek bir meslek değildir öğretmenlik. Dediğim gibi, bence gönül işidir, idealist insanların işidir öğretmenlik. Bilmiyorum ben çok fazla mı anlam yüklüyorum öğretmenliğe? Ama benim tanıdığım öğretmenler böyleydi, ya şimdiki "bazı" öğretmenler?

    Bu konuya nereden geldim? Kızım lise 2 öğrencisi bu sene. Geçen sene lise 1'de, alan seçmeden önce matematik öğretmeniyle sorunumuz vardı. Onun hakkında çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, ancak söyleyebileceğim tek şey, kızımın hoşlanmadığı matematikten, nefret etmesine neden olmasıdır, sağolsun(!).

    Sonuç olarak, kızım istediği mesleklerin de o alanda olması nedeniyle Sosyal (sözel) alanı seçti. Oysa, diğer alanları seçmesine yetecek puana da ulaşmıştı, teşekkür alarak bitirmişti 9. sınıfı. Buna rağmen, matematiğe ve öğretmenine karşı, öylesine doluydu(!) ki, bütün yol göstermelerimize ve destek olma yönündeki sözlerimize karşın, gözü birşey görmedi ve Sosyal sınıfına geçti.

    Şimdi bu sınıftaki başarısı yüksek sayılır. Ancak bizi ve özellikle onu çok üzen bir konu, genel olarak öğretmenlerin Sosyal sınıfı öğrencilerine bakış açısı. Bunu sadece düşünseler, ya da kendi içlerinde yaşasalar yine de bir sorun olmayabilir. Ancak bazı öğretmenlerin bu anlayışı ve düşünceyi sözlere dökmesi ve öğrencilerle paylaşması, onarılması imkansız olumsuz duygular yaratıyor öğrenciler üzerinde.


    Evet, benim kızım hassas, duygusal, belki biraz fazla alıngan. Ama bu yaşlarda doğal değil midir bu? Bu öğretmenler, çocukların bu durumlarını bilmezler mi? Bunun eğitimini alarak öğretmen olmamışlar mıdır? Öğretmenliği herkes yapamaz değil mi? Bu profesyonel olarak eğitim gerektiren bir meslek değil midir?


    Ben özellikle kendi kızım adına konuşayım, ama diğer öğrencilerin de aynı olumsuz duyguyu yaşadıklarına eminim. Önce kendi kızımı biraz anlatayım, diğer öğrencilere pek benzemez, sessiz, sakin, hanım hanımcık, okul kurallarına uyan (kılığıyla, kıyafetiyle, davranışıyla, konuşmalarıyla, diğer öğretmenlerin de dikkatini çekecek kadar), öğretmenlerine saygılı, dersi dinleyen, ödevlerini düzenli yapan bir öğrenci. Öğretmenleri bu hali nedeniyle, bize hep teşekkür etmişlerdir. Çünkü diğer deli-dolu, kural tanımaz, söz dinlemez (özellikle kılık - kıyafet, saç -baş  konusunda) öğrenciler arasında çok göze batıyor bu haliyle.

    İlk sorunu okulun açıldığı günlerde yaşadık. İngilizce öğretmeni, 9. sınıftaki öğretmeni değildi. Öğrendiğimize göre, tayini başka bir okula çıkmış, ama oraya gidene kadar, kızımın sınıfına ingilizce öğretmeni olarak girecekti. Ve bakın okul başladığı ilk günlerde, sınıfa girdiğinde, yeni tanıdığı öğrencilerine neler söylüyor? "İngilizce'den birşey anladığınızı sanmıyorum. Neden geldiniz ki bu okula? Ailenizin sizlere yaptığı masrafa yazık. Lise zorunlu değil, okula geleceğinize, gidin evinizde oturun"

    Kızım, yüzü allak bullak olmuş, mutsuz bir ifadeyle eve gelip, bunları anlattığında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Biz, 9. sınıfta onu mutsuz eden, aşağılık duygusuna kapılmasına neden olan matematik öğretmeninden kurtulduğu için, bu sınıfta mutlu ve huzurlu olarak okuyacağını düşünürken, zavallı kızım, isteyerek seçtiği sınıfına giren bir öğretmenden, ilk darbeyi bu şekilde almış oldu.

    Neyse ki, o öğretmen tayin olduğu okuluna gitti (Vah ki vah, o okuldaki öğrencilere!). Bu ilk darbeyi savuşturduk, kızımın alt üst olan psikolojisini düzeltebiliriz artık diye umut ederken, başka bir sorun çıktı karşımıza. Bu kez de, okulumuzdaki müdür yardımcılarımızdan biri, bir gün boş bir derslerine girerek onlarla biraz konuşmuş.

    O gün ( 25.12.2008 - 08:57:23) kızımın okuldan bana çektiği SMS'i halâ silmedim telefonumdan, aynen şöyle: "Az önce ...... hoca geldi, sözeliz diye bizi bir güzel ezip gitti... :-((  "Bana göre sözel sınıf Matematiği sevmeyen , amaçsız bir sınıftır" tarzı şeyler söyledi." İfadeyi görüyor musunuz? "EZİP GİTTİ" Kızım eve geldiğinde de, yediği bu ikinci darbe nedeniyle, ruhu daha da yaralanmış bir şekilde diğer ifadelerini de anlattı... :-((

    Hadi bakalım, bu kişi sadece bir ders öğretmeni de değil, okulun idarecilerinden... Şimdi bu kişinin görevi, bu gençlere okulu, öğretmenleri sevdirmek mi, yoksa soğutup, nefret mi ettirmek? Yok eğer ikincisiyse, ben öğretmenliği, idareciliği yanlış biliyorsam, o işini gerçekten lâyıkıyla yapmış. Helal olsun diyorum.

    İşte, sanıyorum Türk eğitim sistemi, bu başarılı(!) görevini ve öğrencileri seven(!) öğretmenler sayesinde, bugün bu seviyede... Bütün sorun öğrencilerde o zaman. Dersleri sevmiyorlar, öğretmenlerine saygı duymuyorlar, öyle mi? Neden acaba?

    Sizce?

    Tarih: 15:53, 17/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (9) | Yorum yaz | Bağlantı

    ANJELİKA7


    Yılmaz abi, bu blog sayfası bana ait. İnanman için fotoğraf koyuyorum bak...



    Tarih: 00:32, 14/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

    KEDİ PERİSİNE HEDİYELERİM... :-))


    Sevgili Kedi perisi'ne ne armağan edebilirim ki? Kedilerden başka? Bakalım beğenecek misin sevgili arkadaşım? Aslında birkaç tane beğendim, onları da ekleyecektim ama, bir terslik oldu, yazdıklarımı kaybettim. Şimdilik bunlarla idare et olur mu? Öpüyorum canım...



    Tarih: 00:32, 6/1/2009 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

    HAYAT NE KADAR GARİP?



    Yaklaşık bir ay önce "Arkadaş listemi göremiyorum" diye ne yapacağımı şaşırmış vaziyette yazılar yazıyordum. O kadar uğraştım, tekrar tekrar şablonumda düzenlemeler yapmaya çalıştım. Html kodlarıyla boğuştum (çok da anlamadığım halde) yap-boz yapar gibi, olmadı, olmadı, olmadı. Ana sayfamda bir türlü arkadaş listemi göremiyordum.

    Sonra ne olduysa sorun düzeldi, arkadaş listem ana sayfamda görünmeye başladı. Ancak bu kez de, (seçmediğim halde, beni eklediği için ayıp olmasın diye düşünerek arkadaş olarak onayladığım) bir kişiyi sevgili kediperisi arkadaşıma ve ona destek olduğum  için bana yaptığı tehdit ve hakaretler sonucu, arkadaş listemden çıkarmam gerekti. Adını sildim arkadaşlarım arasından, artık kontrol panelimde adı yok. Fakat ne hikmetse, halâ ana sayfamda adı görünüyor...
    Öfkeli Bu ne rezalettir anlamadım?

    Ayrıca Blogcu yönetimine de kırgınım. Sayfama son zamanlarda bu kadar emek vermemiş olsaydım, inanın ki çekip giderdim buradan. Üyelik sözleşmesinde hakaret ve taciz'e hoşgörüyle davranılamıyacağı belirtildiği halde, kediperisi arkadaşıma ve bana yapılan hakaret, taciz ve tehditlere seyirci kalındığını düşünüyorum. Bu sayfalar bizim özel alanımızdır. Bu alana bu şekilde hakaret ve tacizlerde bulunulması, bir çeşit haneye tecavüzdür.

    Sayfalarımıza girenlerin, o ağır hakaretlerin, kimler tarafından yapıldığı tespit edilebilmeli ve cezaları verilebilmeliydi. Burada haklıların tacize uğramasına göz yumulmuştur. Onlar bizim özel alanlarımıza girmiş olmasına karşın, ne ben ne de kediperisi arkadaşım, kesinlikle o kişilerin sayfasına gidip, herhangi bir yorum yazmamışızdır. Şimdi bakıyorum da ben neyse ama, özellikle sevgili arkadaşım, o ağır hakaretlerin görülebilmesi için silmediği o pis, mide bulandırıcı, insanı insan olmaktan utandıran yazılarla başbaşa kalmış durumdadır.

    Böyle yazıları yazabilenlerin de, ruh durumunu düşünmek istemiyorum doğrusu. Toplum yapımızın bu hale dönüşmüş olması çok can acıtıcı, özellikle de biz kadınlar için... Ama daha da canımı acıtan, o pis yorumların arasında kadınların da olması. O kadınlar nasıl oluyor da bir hemcinslerinin bu şekilde ağır ifadelerle tacizine onay veriyor, hatta kendileri de katılıyor adeta bir taş da kendileri atarak RECM ediyorlar?

    Üstelik onlar arasında bir de AVUKAT olduğunu belirten bir kadın da var. Bu kadın avukat olsa ne olur, olmasa ne olur, haklıyı haksızı ayırt edemedikten sonra? Allah sonumuzu hayır etsin, onları da Allah'a havale etmekten başka elimizden ne gelir? Ama bu yazıları yazanlar, (ki eğer inanan (!) insanlarsa, kendileri din uğruna havari kesildikleri için ödüllendirilirler mi bilemem) KUL HAKKI diye bir kavram olduğunu ve arkadaşıma ettikleri o ağır, galiz küfürlerin altında mahşer günü ezileceklerini düşünseler iyi olur...



    Tarih: 11:24, 15/12/2008 Kategori: PAYLASIM
    Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- | Sonraki Sayfa ->