Sevgili Müjde'ciğim bir yorumunda "artık iyice yaşlandık ha" demiş bana yazarken. Bu konudaki fikrimi cevap olarak yazdım ama, bir destek de Can Yücel'den istiyorum. Bu şiirine hayranım, Bakın o ne demiş? Ruhu şâd olsun...
BOŞVER BE YAŞI BAŞI Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver! Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver!
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında, bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın. Sen inan yüreğine, hem ona geçmezse kime geçer sözün?
Büyü, büyü.. Bak ellerin, ayakların kocaman, aklın da maaşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı, aşk var mı aşk, sen ondan haber ver!
Takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere. O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü, öl gitsin..
Parayı pulu savurup, bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin, savrul gitsin..
Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim, kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git, ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine. O biri de gelir gerçekten istediğin oysa, seveceksen ve öleceksen uğruna..
Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa..
Yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş, sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı, yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?
Sevgili Kedi perisi'ne ne armağan edebilirim ki? Kedilerden başka? Bakalım beğenecek misin sevgili arkadaşım? Aslında birkaç tane beğendim, onları da ekleyecektim ama, bir terslik oldu, yazdıklarımı kaybettim. Şimdilik bunlarla idare et olur mu? Öpüyorum canım...
Yeni yıl'a giriş nedeniyle İstanbul'un en önemli merkezi sayılan Taksim ve İstiklal Caddesi (Beyoğlu) her zaman ışıklarla süslenir. Kızım da yılbaşından önce oralara gidip gezmek istedi. Ama yılbaşından önce gitmek kısmet olmadı bir türlü. Biz de ailecek yeni yılın ilk günü oraları dolaşmaya karar verdik. Tabi biliyorsunuz, ben gezerken fotoğraf çekmeden duramıyorum artık. Bu kez de Taksim'e giderken yolda ve Taksim'le, Beyoğlu'nda gezerken çektiğim fotoğrafları buraya aktaracağım ki, sizler de benimle gezmiş kadar olun... Yalnız ben o gün 100 fotoğraf çekmişim, buraya hepsini aktarmam mümkün değil, nasıl seçeceğim bilmiyorum. Başlayalım bakalım. İlk çekimlerime Boğaziçi Köprüsünden geçerken başladım... Buyrun gezimize... Yalnız köprüde durup da fotoğraf çekmek mümkün olmadığı için, araba giderken de ancak bu kadar çekebildim... İşte karşınızda Kuleli Askeri Lisesi... Bu kadar yakınlaştırabildim... Aşağısı Ortaköy... Arada yine geçtiğimiz yerlerin fotoğrafları var ama, buraya yükleme kapasitesi yetersiz olduğundan atlayarak gidiyorum. Aşağıdaki fotoğraf Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi... Ve de çok ünlü Taksim meydanı burası işte, olayların yaşandığı, İstanbul'un kalbi belki de. Taksim Meydanı, adını eskiden Galata - Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" Taksim Maksemi'nden almıştır. Taksim Cumhuriyet anıtı.. Taksim Meydanı'nın simgesi haline gelen anıt İtalyan heykeltraş Pietro Canonica'ya yaptırılmış, 8 Ağustos 1928'de açılmış olan anıtın kaide ve çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır. Anıtın yapımı 2,5 yıl sürmüş, anıt taş ve bronz kullanılarak yaptırılmıştır. Maliyeti için halktan para toplanmıştır. Cumhuriyet anıtlarında ilk defa figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve yeni düzeni anlatan bir heykeldir. Anıtın bir yüzü Kurtuluş savaşını, diğer yüzü Cumhuriyet Türkiye'sini simgeler...
Ve de Taksim ve İstiklal caddesinin en önemli taşıtı tarihi Tramvay. Taksim'den Tünel'e kadar çalışıyor...
1 Ocak 2009. Yılın ilk günü İstiklal caddesi inanılmaz kalabalıktı. Her zaman, sıklıkla gittiğim bir yer olmadığı için, her zaman böyle mi, yoksa tatil günleri mi böyle kalabalık, çok emin değilim. İstiklal caddesi tarihi binalarıyla ünlü bir cadde. O kadar çok eski mimariye sahip bina var ve hepsi de o kadar güzeldi ki. Ben bugüne kadar gezmelerimde, binalara hiç bu kadar dikkat etmediğimi farkettim. Hep aşağılara, mağazalara, vitrinlere bakmışım daha önceleri demek ki. Başımı kaldırıp da yukarılara bakmak pek de aklıma gelmemiş mi nedir?
Burası da o çok ünlü çiçek pasajı'nın bulunduğu bina...
Tabi biz gezmeyi bitirene kadar akşam oldu. Işıklar yandı. Süslemeler ortaya çıktı...
Evet İstanbul'da yılın ilk günü bizim için böyle geçti işte...
Biliyorum, hepimizin beklentileri, umutları aynı. Umarım bu pozitif enerji birliği, tüm insanlığın geleceğine yansır ve tüm dünya, barış ve huzur içinde 2009'u yaşar... :-))
Ben de sayfamdan, bütün arkadaşlarımın yeni yılını kutluyor, gönüllerinde olmasını hayal ettikleri ne kadar umutları varsa, hepsinin 2009'da gerçekleşmesini diliyorum.
Sevgili arkadaşlarım, iyi ki varsınız.. Sevgiyle, sağlıkla ve mutlulukla kalınız...
26 Aralık. Bugün sevgili Aylin Toygun arkadaşımızın doğum günüymüş. Onun yazısını okurken, geçen yılki doğum günü yazısının altında yorum yazan "açelya"nın verdiği, doğum günüyle ilgili bir linki tıkladım. Güzel bir doğum günü sayfası hazırlanmış. Oradaki kutucuğa doğum tarihinizi yazdığınızda, doğum gününüzle ilgili inanılmaz güzel bilgiler çıkıyor. Açelya'ya buradan teşekkür ediyorum, bu linki paylaştığı için...
Gelelim konumuza. Aylin arkadaşımız da benim ve sevgili Müjde gibi Oğlak burcu imiş. Ben 28 Aralık, Müjde 5 Ocak doğumlu. Bu nedenle söz konusu sitedeki Oğlak burcu ile ilgili genel bilgileri, sadece ana hatlarıyla paylaşmak istedim. Ana hatları dedim, çünkü hiçbir insan, aynı burç bile olsa, hatta ikiz bile olsa, %100 birbirinin tıpkısı olmaz. Yıldız haritasındaki farklılıklar, kişiliğe de farklı biçimlerde yansıyor.
Bu arada, sevgili Hasretsenfonileri hocamın bana bir ifadesini burada paylaşmadan geçemiyeceğim. Bu, onun ne kadar iyi analiz yapabilen, tecrübeli ya da eski deyimle "insan sarrafı" kişiliği olduğunu, daha iyi anlamamı sağladı. Bana "öğretmen" kimliğim olduğunu ifade etti. Aslında ne yazık ki öğretmen değilim ama burcumun, doğum tarihime göre çıkan yorumunda, kader sayım 6 (öğretmen) olarak çıktı. Bu beni çok şaşırttı. Şimdi bu yorumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevgili Aylin'e de sayfamdan nice yıllar diliyor ona bir de doğum günü şarkısı hediye etmek istiyorum. İstediğim gibisini bulamadım ama... Yine de beğenir umarım...
Şimdi benim doğum tarihimi yazdıktan sonra bana çıkanları aktarıyorum buraya. Belki Aylin'e farklı, Müjde'ye farklı yorumlar çıkabilir, güne göre değişebilir.
Oğlak burcundansın
Burç taşın: Göktaşı, Zirkon
Burç Uyumları Boğa, Başak burçlarıyla uyumun çok iyi. Yay, Akrep, Balık, Kova burçlarıyla uyumun iyi. İkizler, Aslan, Oğlak burçlarıyla uyumun orta. Koç, Yengeç, Terazi burçlarıyla uyumun kötü.
Burcuna göre çiçeğin Amarilis Çalışkan oğlak uzun boylu amarilleri sever. İlk tercihi kırmızı çiçekli çeşididir. Kendisi gibi ona da özen gösterir ve gelecek yılda da çiçek açmasını sağlar.
Oğlak burcunun gök cismi: Satürn: Disiplin temsilcisi
Kader sayınız: 6 (Öğretmen)
Sizin dünyanızın yöneticisi aşktır. Aslında kime aşık olduğunuzun çok da önemi yoktur. Ve evrendeki göreviniz bu felsefeyi öğretmektir. Amacınız ise başkalarına yardım etmektir. Aşka ve ilgiye olan aşırı ihtiyacınızın arkasında kendinize olan güvensizliğiniz yatar. Ailede gerçekleştirdiğiniz huzuru, çevrenize sonra da tüm dünyaya yaymak amaçların en önemlisi. Kabalığa, bayağılığa asla tahammül edemiyorsunuz.
İkili ilişkiler tercihiniz. Kalabalıkta kendinizi savunmasız hissediyorsunuz. Müzikten, güzel sanatlardan anlıyorsunuz. Yaşamın güzelliklerine olan sevginizi bu alanlarda uzmanlaşarak dile getiriyorsunuz. Kendinizden çok başkalarını düşünme özelliğiniz, sizi gençlerin danışmanı, yaşlıların sırdaşı ve dünyanın öğretmeni yapıyor.
Çok ender eleştiriyorsunuz. Aslında sizi rahatsız eden çok az şey var. Yanınızda sevgiliniz olsun yeter. Görevlerinizin size yüklediği sorumluluk aslında göründüğünden de ağır. Ancak bu ağır görevlerin önemini gayet iyi biliyorsunuz.. Yaşamdaki görevlerinizi yerine getirerek büyük mutluluğa ulaşabilirsiniz.
Doğum gününüze göre hangi hayvansın? (Kuğu) Çok hassas ve narinsiniz. Kolay âşık oluyorsunuz. Ne çok utangaç, ne çok girişkensiniz. Arkadaş grubunuzda kırılmaması için kollanan birisiniz.
Burcunuza göre tatil seçeneğin; Oğlak burcu için en ideal tatil, dağlık bir bölgede olacaktır. Bu burç geleneklere ve tarihe önem verdiği için antik ve tarihi yerleri gezmekten büyük zevk alır. Hala arkeolojik kazılar yapılan bölgelere gitmek ya da bu kazılardan birinde gönüllü çalışmak hayatının unutulmaz tecrübesi olacaktır. Oğlak insanı eski, büyük ve geleneklerini koruyan otellerde kalmaktan büyük zevk duyar. İstanbul'da Pera Palas, New York'da Plaza, Londra'da Ritz Oteli gibi. Bunun yanı sıra Oğlak burcu doğada dere tepe yürümeye bayılır.
Oğlak, tatilinde biraz iş yapabilirse çok mutlu olur. Bu yanındaki insanı çıldırtabilir ama onun için iş, hayatının bir parçasıdır, ona büyük zevk verir ve bu yüzden de çok başarılıdır. Seyahatinde işle ilgili bir fırsat yakalayabilirse tatil daha da zevkli olacaktır. Burcunuza göre şarkı; Sertap Erener'den "Kendime yeni bir ben lazım" senin şarkın.
Burcunuza göre giyim tercihlerin; Giysilerinde klasikliği ve modernliği aynı anda kullanmaktan büyük zevk duyarlar. Özellikle deri giysileri çok severler. Kahverengi vazgeçemedikleri tek renktir. Burçlarının en büyük özelliği ne istediklerini bilmeleridir. Alışverişte onlar için fiyat değil, kalite önemlidir. Korkuların; Başkaları ne der korkusu. Parasız kalma korkusu. (Ah! Ne doğru)
Geçen yıl Eylül ayında eşim, kızım, annem ve ben günübirlik bir Bursa gezisi yapmıştık kendi aracımızla. Benim annem, babam Bursa doğumlu. Büyük abim de Bursa'da doğmuş. İkinci abim ise Mudanya'da doğmuş, hem de 23 Nisan'da. Bu gezide anneme anılarını tazeleme fırsatı vermek istemiştik ama Bursa öylesine büyük bir değişim geçirmekte ki, bütün hayalleri altüst oldu, durmak istemedi Bursa'da. Oradan Mudanya'ya geçtik.
Biliyorsunuz Mudanya denince akla hemen "Mudanya Mütarekesi" gelir. İşte burası o mütarekenin imzalandığı "Mütareke Binası". Allta parmaklıkların önündeki de annem...
Aşağıda barışı simgeleyen beyaz güvercin heykeli. Gagasında zeytin dalı var. Bu heykel mütareke binasının tam karşısında...
Mudanya tarihi niteliğini kaybetmeden yenilenmeye çalışılıyor anlaşılan. O güzelim ahşap evler ve konaklar restore edilerek yenilenmiş. Çok da güzel olmuş. Şehir, tarihi kimliğini ve o eski evler de kişiliğini korumuş. Şimdi biraz da çevresini gezelim mütareke binasının. Karşısında park var, parkta ise bir mütareke anıtı. Mütareke binasının arkası denize bakıyor. Çevresindeki sokaklardaki evler ve konaklar hep eski halini koruyarak restore edilmiş, yenilenmişler, sanki yeniden doğmuşlar... Böyle binaların tarihi kimliğini koruyarak restorasyon yapan herkesin ellerine sağlık... Gerçekten bayıldım... Anıt yerine annemi çekmeme şaşırmayın, kendisi de yaşı nedeniyle canlı bir anıt sayılır. Üstelik Atatürk'ün Bursa'ya gelip konuşma yaptığı tarihte, onu dinleyen öğrenciler arasında annem de varmış. Onun o mavi gözlerini halâ unutamaz, anlatır.... Bu harika restorasyonlar, Mudanya'yı çok güzelleştirmiş, yenilemiş adeta, ama tarihi kimliğini korumuş evler çok güzeldi bence...
Burası da Mudanya'nın denizde sona eren sokaklarından biri. Mütareke binasının arka tarafı, denizin bu yönüne bakıyor. Annem o sırada denize bakarken, abimin küçükken bu denize girdiğini ve o gün dalgalar arasında az daha boğulmak üzereyken zor kurtarıldığını anlatıyordu... Sanırım Mudanya ve Mütareke binası çevresini biraz tanıtmış oldum sizlere. Gitmeyenler biraz tanımış olsunlar diye... Yeni gezilerde buluşmak ümidiyle...
Cumartesi günü kısa bir gezinti yaptığımız Beykoz, Yalıköy sahilindeki bir çay bahçesinde oturup çay içtik eşimle. Hava benim için çok güzeldi. Ben genellikle çok üşüyen bir insanım. Hele de kış psikolojisi mi desek nedir, hava güzel olsa bile kış aylarında dışarıda esen rüzgarda üşürüm ben. Ama cumartesi günü hiç rüzgâr yoktu, bu da havayı benim için dışarıda oturulabilir bir hale getiriyordu. Beykoz sahili çok güzeldi. Tekneler, sandallar, balıkçılar... Martılar denizin üstünde atılan balıkları kapışıyorlardı. Ben de o anları görüntüledim. Sizlerle paylaşmak için... Buyrun Beykoz sahiline...
Yaklaşık bir ay önce "Arkadaş listemi göremiyorum" diye ne yapacağımı şaşırmış vaziyette yazılar yazıyordum. O kadar uğraştım, tekrar tekrar şablonumda düzenlemeler yapmaya çalıştım. Html kodlarıyla boğuştum (çok da anlamadığım halde) yap-boz yapar gibi, olmadı, olmadı, olmadı. Ana sayfamda bir türlü arkadaş listemi göremiyordum.
Sonra ne olduysa sorun düzeldi, arkadaş listem ana sayfamda görünmeye başladı. Ancak bu kez de, (seçmediğim halde, beni eklediği için ayıp olmasın diye düşünerek arkadaş olarak onayladığım) bir kişiyi sevgili kediperisi arkadaşıma ve ona destek olduğum için bana yaptığı tehdit ve hakaretler sonucu, arkadaş listemden çıkarmam gerekti. Adını sildim arkadaşlarım arasından, artık kontrol panelimde adı yok. Fakat ne hikmetse, halâ ana sayfamda adı görünüyor... Bu ne rezalettir anlamadım?
Ayrıca Blogcu yönetimine de kırgınım. Sayfama son zamanlarda bu kadar emek vermemiş olsaydım, inanın ki çekip giderdim buradan. Üyelik sözleşmesinde hakaret ve taciz'e hoşgörüyle davranılamıyacağı belirtildiği halde, kediperisi arkadaşıma ve bana yapılan hakaret, taciz ve tehditlere seyirci kalındığını düşünüyorum. Bu sayfalar bizim özel alanımızdır. Bu alana bu şekilde hakaret ve tacizlerde bulunulması, bir çeşit haneye tecavüzdür.
Sayfalarımıza girenlerin, o ağır hakaretlerin, kimler tarafından yapıldığı tespit edilebilmeli ve cezaları verilebilmeliydi. Burada haklıların tacize uğramasına göz yumulmuştur. Onlar bizim özel alanlarımıza girmiş olmasına karşın, ne ben ne de kediperisi arkadaşım, kesinlikle o kişilerin sayfasına gidip, herhangi bir yorum yazmamışızdır. Şimdi bakıyorum da ben neyse ama, özellikle sevgili arkadaşım, o ağır hakaretlerin görülebilmesi için silmediği o pis, mide bulandırıcı, insanı insan olmaktan utandıran yazılarla başbaşa kalmış durumdadır.
Böyle yazıları yazabilenlerin de, ruh durumunu düşünmek istemiyorum doğrusu. Toplum yapımızın bu hale dönüşmüş olması çok can acıtıcı, özellikle de biz kadınlar için... Ama daha da canımı acıtan, o pis yorumların arasında kadınların da olması. O kadınlar nasıl oluyor da bir hemcinslerinin bu şekilde ağır ifadelerle tacizine onay veriyor, hatta kendileri de katılıyor adeta bir taş da kendileri atarak RECM ediyorlar?
Üstelik onlar arasında bir de AVUKAT olduğunu belirten bir kadın da var. Bu kadın avukat olsa ne olur, olmasa ne olur, haklıyı haksızı ayırt edemedikten sonra? Allah sonumuzu hayır etsin, onları da Allah'a havale etmekten başka elimizden ne gelir? Ama bu yazıları yazanlar, (ki eğer inanan (!) insanlarsa, kendileri din uğruna havari kesildikleri için ödüllendirilirler mi bilemem) KUL HAKKI diye bir kavram olduğunu ve arkadaşıma ettikleri o ağır, galiz küfürlerin altında mahşer günü ezileceklerini düşünseler iyi olur...